RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 04 Ekim 2020, Pazar 16:22:24 tarihnde eklendi. 424 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Vladimir Pavlenko

Karabağ’da, Çin Faktörü!
Vladimir Pavlenko

 

VLADİMİR PAVLENKO “KARABAĞ’DA YAŞANAN KRİZ VE PEKİN’DEN ÖNEMLİ SESSİZLİK.  ERDOĞAN’I BEKLEYEN TEHLİKE “RÜZGAR EKEN FIRTINA BİÇER!”

04/10/2020. Moskova. 03 Ekim 2020. Vladimir Pavlenko. REGNUM. Foto: Ivan Shilov.  Çeviri: Fatih Atan (Atanba - Тванба). Erdoğan'ın oportunist (fırsatçı) kişilik yapısı açısından, Pekin'in Dağlık Karabağ ve çevresinde yaşanan son olaylardaki tepkisine bakıldığında, ona karşı acımasız bir şaka yapıyor gibi görünüyor. Ve Pekin'den başlayan Kemer ve mal taşıma arterini kapatarak ve “Aliyev'in Ermenistan'a karşı olan askeri operasyonları genişletmek için kuklaya dönüşmesini zorlamaya devam ederek”, “kılçıkla boğulmadan”, “balığı yemesi” uzun sürmeyecektir.

Dağlık Karabağ çevresindeki uluslararası kriz dünya çapında bir tepkiye neden oluyor. Bunun en canlı örneği, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve barışçıl bir çözüme geçilmesi lehinde konuşan AGİT Minsk Grubu eş başkanlık ülkeleri liderleri Vladimir Putin, Donald Trump ve Emmanuel Macron tarafından yapılan ortak açıklama, ilk başta Türk tarfınca pek istenmese de, uluslararası baskı altında konumunu düzeltmek zorunda kalan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rus mevkidaşı Sergei Lavrov ile yaptığı görüşmede, barışçıl çözüme geçilmesi lehinde konuşarak, esasen kendi cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tavrını reddetmek zorunda kaldı.

Rusya'nın en yakın ortağı olan Çin de pozisyonunu formüle etti. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Wang Wenbin'e göre Çin, Dağlık Karabağ'daki çatışmaya katılanların “sakinlik ve itidal göstermeleri gerekiyor ve varolan sorunları siyasal yollardan çözebileceklerini umuyor” çünkü Pekin bölgesel barış ve istikrarı sağlamanın “Ermenistan ve Azerbaycan’da dahil olmak üzere tüm tarafların çıkarlarını karşılayacağından” emin görünüyor. Bu açıklama 28 Eylül'de yapıldı, o tarhten bu yana Çin tarafı çatışmadaki olaylar hakkında herhangi bir yorum yapmadı. Bazı Rus ve Batılı gözlemciler bunda kendilerini Sovyetler sonrası alandaki çatışmalardan uzaklaştırma arzusu olarak gördüler ve yanılıyorlardı. Aslında, Belarus krizinin ilk aşamasını hatırlarsak, o zaman Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (ÇHC) Xi Jinping, Alexander Lukashenko'yu zaferden dolayı tebrik eden ilk yabancı liderdi ve böylece Çin'in oylama sonuçlarını kayıtsız şartsız tanıdığını vurguladı. Ancak, Karabağ örneğinde olduğu gibi, yaşanan gerginliklere Pekin'den verilmesi gereken tepki de gelmedi, bu da Çin'in öncelikle, ilke olarak düzensiz taktiksel çatışmalara meyilli olmadığı ve uzun vadeli hedefli, daha temel bir stratejiyi tercih ettiği sonucuna varılmasına neden oldu. Ve ÇHC'nin ana önceliği, “dünya fabrikası” nın dış vektörel yapısının iç tüketime yeniden yönlendirilmesiyle iç kalkınmayı hızlandırmak olduğu için, dış öncelik, Avrasya'da, özellikle Rusya ve Sovyet sonrası yapıların özneleri ile bir ilişkiler sistemi kurmaktır.

Ve bu tuval yapılanmasında, ülke içindeki kendi nüfusunun refah ve satın alma gücündeki hızlı artış ve yaptırımlar da dahil olmak üzere dış tehditler yelpazesinin genişlemesiyle kolayca açıklanacak olan dış politikada ki ihtiyatlı davranış biçimi, hiçbir durumda omurgasızlıkla karıştırılmaması gereken, mükemmel bir şekilde uyum sağlıyor. Bu, Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelensky'nin geçen gün devlet ajansı Xinhua'ya verdiği ayrıntılı röportajda en ayrıntılı bir biçimde açıklanmaktadır. Ve bunun tesadüfi bir olay olmadığını, onun tarafından yıl sonu için planlanan Pekin ziyareti ile ilgili olarak sadece Çin ve Ukrayna’da değil Rusya’da da yapılan “uzak yaklaşım” yorumları olduğunu anlamalıyız. Ancak bu farklı bir konu, o halde bizler, Karabağ konusunda Çin'in tutumuna geri dönelim.

Geleneksel anlamda, onun iki tabanı veya iki kesimi olduğunu söyleyebiliriz. İlki, çatışmanın tarafları arasındaki ilişkisi ile ilgilidir. Jeopolitik açıdan Güney Kafkasya, “Kemer ve Yol”un kollarından birisi için önemli bir geçiş yoludur. Bu tür beş karasal dal vardır. Rusya üzerinden Avrupa’ya bağlanan iki yol bulunuyor – Kazakistan ve Moğolistan üzerinden; ayrıca Güney ve Güneydoğu Asya bölgelerini bağlayacak olan ve Hindistan’ın doğu ve batısına girmeden, Çin-Pakistan ekonomik koridoru da dahil olmak üzere iki yol daha bulunuyor. Ancak Orta Asya ve İran'dan geçen beşinci hat ise Azerbaycan'a, "Kemer ve Yol" bağlantısı olmayan Ermenistan'ı geçerek Türkiye'ye kadar tüm topraklarından geçerek İstanbul'a kadar uzanıyor. Bu, Çin'in ulusal çıkarlarında önemli bir faktördür ve Erivan ile değil, Bakü ve Ankara ile varolan ilişkilerin “özel” doğasını gündeme getiriyor gibi görünmektedir. Ancak bu görünenler, Çin diplomasisinin binlerce yıllık deneyimidir, her şey o kadar basit değildir ve her şey yalnızca ekonomik ilişkiler ile ölçülmez. Nitekim Nisan 2019'da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Kemer ve Yol” forumuna katılan ülkelerin zirvesine katılmak üzere Çin'e davet edilmiş, Xi Jinping ile görüşmüş ve ayrıca 820 milyon doları aşan ekonomik işbirliği belgesinin imzalanması için bir tören düzenlenmiştir. Ancak, birincil olarak, uluslararası standartlara göre, iki ülke arasındaki ticareti 1 milyardan fazla hesaba katsak bile, bu rakam çok fazla görünmüyor. Bu durum, aynı zamanda Çin, Azerbaycanın ticaret ortakları arasında sadece dördüncü sırada ve Bakü'nün dış ekonomik ilişkilerinin % 6'sından azını oluşturuyor. İkincil konu - ve asıl sorun bu – Pekin tarafından çok hassas bir biçimde bir denge sistemi inşa ediliyor. Aliyev’in katılmış olduğu forumdan ülkesine gitmek üzere ayrılmasından iki haftadan biraz daha uzun bir süre içinde, Mayıs ayı ortasında, Ermenistan Başbakanı Nikol Pashinyan, protokol etkinliklerine ek olarak büyük uluslararası forum olan “Asya Medeniyetleri Diyaloğu” na katılmak üzere Pekin'e geldi.

Denildiği gibi, farkı hissedin. “Kemer ve Yol” Forumu'na onlarca devlet ve hükümet başkanı katıldı; olay önemli, ancak, eğer şöyle diyebilirsek, “kitlesel” olarak, öncelikle ekonomiye ve özellikle de Çin'in desteğiyle katılımcı ülkelerde uygun altyapının inşasını gerektiren ulaşım koridorlarının oluşturulmasına adanmış olarak görülüyor. Bu, “Kemer ve Yol” projesinin ana maddesi olarak görülüyor; işbirliği alanlarının geri kalan kısmı iseı, kesinlikle onun ardından hareket etmektedir. Medeniyetler diyaloğuna gelince, Ermenistan'ın buna katılımı Çin-Ermeni bağlarının derin tarihsel ilişkisine olan bir övgüdür. 19. yüzyıldan ve Batı'nın sömürgeci genişlemesinden çok önce, Göksel İmparatorluk'ta yabancıların varlığının sanal bir yasak altındayken, Çin tarafı Ermeni tüccarlara bir dizi ayrıcalıklı avantaj sağladı, öyle ki periyodik olarak Çin'e “eğitim” görevleriyle gelen Hristiyan misyonerleri bile baskı ile karşı karşıya kaldılar. sınırı geçerken, kural olarak Ermeni tüccarların kıyafetlerini giymek zorunda kaldılar. Şüphe uyandırmamak ve daha başlamadan görevlerinde herhangi bir fiyaskoya neden olmamak için.

Erivan’daki siyaset bilimcileri tarafından, Çin-Ermeni ilişkilerinin bir başka önemli yönü de sürekli olarak dile getirildi. Bu, Ortadoğu bölgesinde varolan çelişkiler düğümü, bazı güçlerin bölgede, islami faktöre bağlı olarak, İslamcı bir unsur olarak yeniden biçimlendirmeye çalışmaları, Ermenistan'ın sosyal sorunun içinden bir bakışı olarak, ama aynı zamanda ve bir biçimde dışarıdan bakıldığında Çin açısından ilginç bulunuyor. Bu bakış açısı, Pekin'de varsayılan olarak Türk çıkarlarıyla bağlantılı olan Azerbaycan'ın Türk kimliğinin dikte ettirildiği görüşten daha geniş olarak duruyor. Ve onlar Erdoğan yönetiminde, Bakü'ye derin bir ilişkiler rolü ve yerinin verildiği, bir tür neo-Osmanlıcı oluşumu yeniden yaratmayı hedefliyorlar.

Ve buradan, Ermenistan-Azerbaycan sorununun mevcut şiddetlenmesinin ikinci kesimine (veya en sonuna) geliyoruz. Çok açık bir biçimde, her zamanki gibi doğu felsefesinin “nazik” hilesi olmadan görüşlerinde tereddüt etmeyen Türkiye'nin, Karabağ üzerindeki iddialarına, Ankara'nın gelecekte olmasını istediği gibi, onun Azerbaycan topraklarının bir parçası olarak göstermesindeki rolüne. “YeniOsmanlığı” imparatorluğu ile gündeme gelen bu projenin dini ve etnik bileşenleri, Çin’in batı sınırlarına, onun bir parçası olan Doğu Türkistan, ÇHC içindeki Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki (XUAR) Uyguristan’a komşu olması, Pekin’i, jeopolitik açıdan resmi olarak çok fazla zorlamıyor. Bir biçimde dönemin başbakanı olan Erdoğan, uzun zaman önce, 2009'da sınırsız iktidara geldiğinde ve Ankara ve İstanbul sokaklarına çıkan kalabalığın popülist taleplerine boyun eğdikten sonra toplumun içgüdüleriyle oynayarak Pekin'e karşı ÇHC’de ki Uygur nüfusuna karşı “Soykırım” yapıldığı biçiminde kışkırtıcı suçlamalar getirdi. Daha sonra Çin, Türkiye'den başbakanın bu fiili keyfi davranışına ilişkin açıklama talep etti, çünkü resmi olarak Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki Türk Dışişleri Bakanlığı, XUAR'ın idari merkezi olan Urumçi'dek düzenlenen protestoları kınamıştı. Ve isyanların sonuçlarına ilişkin istatistiklere atıfta bulundu, bunun sonucunda şiddet olaylarının kurbanlarının çoğunun hiçbir biçimde Uygur olmadığı, Han vatandaşı (yabancılar Çinlilere Han derler – F.A.) olduğu ortaya çıktı. Kabaca konuşursak, yerli halk, kendilerinin yanı sıra yurt dışından gelen provokatörler-aşırılık yanlıları tarafından etnik Çinlileri katletmek için kışkırtıldı. Yanıt olarak ne gerçekleşti? Erdoğan özür dilemeyi bile düşünmedi; Türk “Yarı – Sultanı”nın, Karabağ konusunda AGİT Minsk Grubu ülkelerinin liderlerine karşı olan davranışının son zamanlarda azarlanması durumunda olduğu gibi, Pekin ile de durum aynı biçimde Dışişleri Bakanı tarafından çözüldü. Ve böylece, Türkiye'nin “Çin'in içişlerine karışmak gibi bir niyeti olmadığı” doğrulanmış oldu.

Erdoğan, sadece ÇHC'yi değil, kendi Türk makamlarını da kışkırttığını kaydedelim. Temmuz 2019'da Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında, Uygur “sorununu” tamamen unutmuş ve bu konuyla ilgili her biçimde tartışmaktan kaçınmış görünüyordu. Ve Çin ile yakın kültürel ve ekonomik bağların yanı sıra güvenlik alanındaki işbirliği nin lehinde konuştu. Dedikleri gibi, ne yapabilirsiniz, eğer hırs ölçüsüzse, çubuk bir çeşmedir ve "vicdan denen kamera" sırıtır, Erdoğan kesin sonuçlara vardı, ama çok spesifik sonuçlar. Ve Çin ile yakın kültürel ve ekonomik bağların yanı sıra güvenlik alanında işbirliği lehinde konuştu. Kaderin ironisi: Çin'in 22 Batı ülkesinden diplomatik ve bilgi amaçlı bir saldırıya maruz kalmasının üzerinden on günden az bir süre geçti ve yine sözde “Uygur” sorununu gündeme getirdi. Pekin ziyareti sırasında çizmiş olduğu hattı sürdüren Erdoğan yine sessiz kaldı; ancak Türk lider Çin'i eleştirmeyi reddederek, “sıkışmış” durumda olan Pekin’e destek verdi. Bir hafta sonra, aralarında Rusya ve Körfez bölgesindeki Müslüman ülkeler de dahil olmak üzere 37 ülkeden, Çin makamlarının Sincan'daki özellikle aşırılık ve terörizmle mücadele politikalarının tam destek aldığı bir çağrı geldi. Bu çağrı mesajında Türkiye'nin imzası görülmedi. Kazancı olduğunda seyirci rolü oynamayı seven Erdoğan, sorumluluk üstlenmek zorunda kaldığında çatışmadan kaçındı. Ve sinsi davranmaya başladı. İşte Orta Doğu'daki durumla ilgili 2015 tarihli raporlardan birinden bir alıntı. “Birkaç on yıldır (!) Türkiye, Doğu Türkistan İslami Hareketi'nin (Rusya Federasyonu'nda faaliyetleri yasaklanmış bir örgüt) üyeleri de dahil olmak üzere birkaç yüz bin Uygur'u (!) Barındırıyor ... Türk özel servislerinin bu örgütle ilgili olarak hareketsizliği, iki ülke arasındaki siyasi diyaloğun gelişimini olumsuz etkiliyor. Geçtiğimiz yıllarda (20132015), Çin özel servislerinin verilerine göre, ÇHC'ye katılan Uygurlar ve diğer milletlerden Müslümanlar, İslam Devleti (Rusya Federasyonu'nda faaliyetleri yasak olan bir örgüt) tarafındaki çatışmalara katılmak üzere Türkiye üzerinden düzenli olarak gönderiliyor. ...”

Okuyucu bugün bir şeylerin değiştiğini düşünüyorsa, o zaman çok yanılıyor. Aynı zamanda, aynı rapordan aşağıda belirtildiği gibi, “ÇHC ile Türkiye arasındaki ikili ticaret hacminin artmasıyla (1995'te 606 milyon dolardan 2014'te 28.3 milyar dolara), dengesizlik de artmaktadır (Türkiye daha fazla ithalat yapmaktadır), Türk analistler tarafından kaydedilen, bu koşullarda bir “Çin-Türk ekonomik koridoru” oluşturulması hakkında konuşmaya gerek olmadığını belirten. Türk tarafı, birbiriyle ilişkili iki görevi de aynı anda yerine getirmeye çalışıyor: birincisi, Çin ile ticaretteki dengesizliği azaltmak ve ikincisi, başta ulaşım sistemi ve enerji olmak üzere Türkiye ekonomisindeki ikili ticaret hacmini ve Çin yatırımlarını artırmak.”

İşte, Pekin'in Dağlık Karabağ ve çevresindeki son olaylara tepkisine bakılırsa, Erdoğan'ın oportunist (fırsatçı) ikili kişilik yapısı açısından, Pekin'in Dağlık Karabağ ve çevresinde yaşanan son olaylardaki tepkisine bakıldığında, ona karşı acımasız bir şaka yapıyor gibi görünüyor. Ve Pekin'den başlayan “Kemer ve mal taşıma yolu” arterini kapatarak ve “Aliyev'in Ermenistan'a karşı olan askeri operasyonları genişletmek için kuklaya dönüşmesini zorlamaya devam ederek”, “kılçıkla boğulmadan”, “balığı yemesi” uzun sürmeyecektir. En azından, bugün için oldukça bölünmüş gibi görünen uluslarası toplum içerisinde, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa'nın yapmış oldukları ortak açıklamasıyla, Azerbaycan’ın saldırgan davranışına karşı destek veren bir tavır gelişmeye başlıyor ve Erdoğan’ın tamamen tecrit olma riski ile karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Ne de olsa Çin, Avrasya'nın farklı kenar ve köşelerini tek bir lojistik ve ulaşım sistemiyle objektif bir biçimde birbirine bağlayan “Kemer ve Yol” projesi çerçevesinde, Türk lider tarafından teşvik edilmeyen bu rota içerisinde, açıkçası organize edilen siyasi istikrarsızlığa neden gereksinim duyuyor. Ve resmî olarak Ankara, Pekin'in sessizliği tarafından cesaretlendirilmesin, çünkü bu durumun, Erdoğan'ın beklediğinden biraz daha farklı bir biçimde sürmesi mümkün. Son zamanlarda Çin ile açıkça yakınlaşan ülkelerin, örneğin Suudi Arabistan'ın onu takip etmesi, anlaşmazlığın barışçıl çözümünün müzakere masasında oluşması gerektiğini belirtmesi bir tesadüf mü? Çin diplomasisinin uzun zaman önce oluşturduğu ve yaratmış olduğu temas noktaları, BM Güvenlik Konseyi'ndeki ortak oylamada açıkça görülümektedir, Rusya'nın tepkisinden ve Rusya'nın tutumundan söz etmiyorum bile. Rus atasözünün dediği gibi, “Rüzgar Eken, Fırtına Biçer!”

Kaynak: https://regnum.ru/news/polit/3080445.html

www.abhazyam.com 

Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Diğer Konuk Yazar Yazıları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Hava Durumu
ANKET
Aleksandr Ankvab'ın Siyasete Dönüşünü Onaylıyormusunuz
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Yol Durumu

©
Copyright 2011 Abhazyam.com Her hakkı saklıdır.