RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 04 Nisan 2012, Çarşamba 21:09:31 tarihnde eklendi. 724 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

12 Eylül Davası

İNSANLARI UYUTMANIN EN GÜZEL ÖRNEĞİ “12 EYLÜL YARGILAMASI” DIR
12 Eylül Davası Fatih Atan (A'tanba)

 

04/04/2012. Bugün, Türkiye’de 12 Eylül 1980 Tarihinde gerçekleştirilen “Askeri Darbe”nin yargılanmasına (!) başlandı.


Gazeteler ve televizyonlarda konu hakkında yazılar yazılıyor, söyleşiler düzenleniyor. Bunların arasında eski dönemi sorgulayanların olduğu gibi, Türkiye’nin günümüz koşullarında ki sistemini sorgulayanlar da bulunuyor. Günümüzde ki demokrasi gelişimine övgü yağdıranları da unutmamak gerekir.


Ankara’da ki kitle eylemlerinde canlı söyleşiler yapılıyor. Bu tür sıcak olaylar, gündemin sürekli olarak değiştiği ve değiştirildiği Türkiye’de, bir iki hafta içerisinde yerini yeni bir gündem ile bir başka önemli (!) konuya terk edecektir.


Bunu bir müneccim olarak değil, gündemi normal olarak izleyen bir kişi olarak söylüyorum.


Evet, ben de 12 Eylül mağduruyum.


2,5 yıl süren mağduriyetimin gelişim sürecini kısaca sizlerle paylaşmak isterim. 27 Ağustos 1981 Tarihinde İstanbul Gayrettepe 1. Şube’de gözaltı ile başlayan mağduriyet sürecim, İst. SYNT Komutanlığı 2 No.lu Mahkemesi tarafından 7 Eylül 1981’de alınan tutuklama kararı ve 1. Ordu ve İst. SYNT Komutanlığının 27 Aralık 1983 tarihli tahliye kararı ile sonlandırıldı.    


1993 yılına kadar uluslararası  pasaport alamadım, aslında pasaport almak için vemiş olduğum mücadele bile bir ayrı konu.


Cağaloğlunda bulunan pasaport şubesinde ki meşhur C Masasındaki görevli polisin alaycı bakışlarını hala hatırlıyorum.


674 sayfalık İddianame ve eskimiş sayfaların içerisinde bulunduğu dava dosyamı inceledim. Gözalltına alınma ve tutuklanma sürecim yaklaşık olarak 2,5 yıl oldu. Geçtiğimiz yıl zaman aşımından dolayı dava kapandı. Ancak benim için daha önceden 1991/12 Karar No.lu 01.11.1991 tarihinde “Beraat„ kararı verildiği için, geçtiğimiz dönem TBMM tarafından çıkarılan 6111 sayılı yasa sayesinde, gözaltı ve tutukluluk sürelerim emeklililğime sayılarak SSK emeklisi oldum.


Özellikle gözalltı ve tutukluluk sürecinde yaşamış olduğum dönemi önümüzdeki günlerde kitap haline getirmek istiyorum. Üç yıldır, abhazyam.com da 24 Aralık tarihlerinde gündeme getirdiğim 24 Aralık 1981 Alemdağ Cezaevi Katliamı’nı bu kitap içerisinde yine vurgulayacağım. Çünkü bu saldırı sırasında 3 tutuklu yaşamını yitirdi ve sorumlular günümüze kadar doğru dürüst yargılanmadı. (Bknz: http://www.abhazyam.com/kose-yazisi/241/alemdag-askeri-cezaevi-katliami.html)


Acaba bu mağduriyet süreci sonlandı mı ? diyerek, kendime soru sormadan da edemiyorum.
 

Neyse, Bugüne gelelim ve 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin baş aktörlerinden olan askeri önderler Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın şahsında başlatılan dava, bir şenlik edası ile topluma lanse edildi.


12 Eylül davasının gerçek anlamda bir sonuca ulaşmayacağına inananlardanım. Neden derseniz, hala 12 Eylül 1980 darbesi döneminin Anayasası ve kanunları ile yönetiliyor olmamız, bunun en güzel örneğidir.


12 Eylül Anayasası’nın seçim kanunu ile oluşturulmuş bir Cumhurbaşkanlığı makamı, parlamento, hükümet ve yargı kurumları ile yönetilen bir ülkede, o dönemin yaratmış olduğu kanunla kendisini yaratanların gerçek anlamda yargılanabileceğine sizler inanabiliyormusunuz.


12 Eylül 1980 Darbesinin Devlet Başkanı Kenan Evren ile 12 Eylül 2011 Anayasa Değişikliğinin Başbakanı Tayyip Erdoğan, farklı dönemlerde “Dindar Gençlik„ istiyoruz dememişlermi idi?


Şimdi, TBMM, Hükümet, CHP, Sendikalar ve diğer kurumlar mağduruz diyerek davada taraf olmaya çalışıyorlar. O yıllarda ki TBMM, Hükümet, CHP, DİSK ve diğer kurumlar yapılan darbeye direndiler mi? Kitleleleri sokağa döktüler mi?


Bunları sorgulayan yok. 12 Eylül’ün mimarı olan 24 Ocak 1980 kararlarının, bugünde AKP Hükümeti tarafından uygulandığını sorgulayan var mı? Yok!


12 Eylül 1980 Darbesinin Asker – Sivil Bürokratları, İşadamları, İşveren Birlikleri, Parlamenterleri, Basın – Yayın Kurumları, çalışanları neredeler? Bunlar hakkında bu dava da kimler sorguda bulunuyor?


Kimse yok. Olmayacak da!


Eğer olursa bugünkü parlamentoda ve hükümet içerisinde bulunanların, basın - yayın kurumlarının, işveren kurumlarının, parlamenterlerin, asker – sivil bürokratların bazıları da dava içerisinde sanık olabilecekler.


Bu davanın 12 Eylül Darbesi ile hesaplanma davası olmayacağı ortadadır. İnsanların gözlerine beş boyutlu bir renkli film gözlüğü takıldı ve gerçeklerden uzaklaştırlıyorlar.  


12 Eylül Davası, en basit örneği ile Elektrik ve Doğal Gaz’a yapılan fahiş zamların protesto edilmesini, halkın yaşamını dar edecek bir sürece girilmesini bir anda “Buhar„ haline getirdi.


Sizlere, benzer bir darbe girişiminin aynı dönem de İspanya’da yaşandığını ve nasıl engellendiğini kısaca hatırlatmak isterim.


23 Şubat 1981’de İspanya Parlamentosunu basarak darbe girişiminde bulunan Franko yanlısı Yarbay Antonio Tejero ve askerlerine parlamento içerisinde bulunan yaşlı bir komunist parlamenterin nasıl karşı geldiğini dünya basını izledi. Halk sokaklara döküldü ve İspanya Kralı’nın da direnci karşısında darbeciler en kısa süre içerisinde yargılandılar ve hapse mahkum oldular.


Türkiye’de ne oldu, TBMM kapatıldı, parti liderleri ve bazı milletvekilleri tutuklandı, partiler, sendikalar, dernekler kapatıldı. Binlerce insan tutuklandı, işkencelerden geçirildi, gözaltılarda insanlar katledildi.


Cumhurbaşkanlığı makamı sustu, parlamento sustu, hükümet sustu, muhalefet sustu, basın – yayın organları sustu, sendikalar sustu.


Sadece devrimciler halkı mücadeleye çağırdı, ancak onlarda içlerinde bulunan darbeciler yüzünden yok edildiler.


Darbe sonucunda halkı sokağa çıkması için çağrıda bulunması gereken AP Lideri ve Başbakan Süleyman Demirel, MSP Başkanı Necmettin Erbakan, CHP lideri Bülent Ecevit ve Sendikacılar, bavullarını alarak tutuklanma kuyruğuna girdiler.


12 Eylül Davası, ülkenin önümüzdeki süreç içerisinde, içine daha yoğun olarak gireceği ekonomik ve siyasi kriz tartışmalarından uzaklaştırma girişimidir.


İspanya’da Yarbay Tejero’nun darbe girişimi, ilk olarak parlamentoda ki yaşlı komunist milletvekilinin karşı çıkışı ve halkın sokaklara dökülmesi ile engellendi.


Türkiye’de ise tutuklanmak için kuyruğa girdiler.


12 Eylül darbesinin anayasası ve seçim kanunu ile oluşturulan cumhurbaşkanlığı, parlamento, hükümet ve yasalar tarafından yönetilen bir ülkede kim, kimi yargılayacak?


Değerli dünya şairi Nazım Hikmet’in şiirinde


“koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.

ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!” dediği.


12 Eylül Anayasasını %91.37 ile kabul ettiği,


12 Haziran 2011’de sağ partilere % 70 ile oy verdiği,


Türkiye toplumunun


Önce, kendisini ve yaşamış olduğu sistemi yargılaması gerekmektedir.  


www.abhazyam.com               
 

Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Diğer Fatih Atan Yazıları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Hava Durumu
ANKET
Aleksandr Ankvab'ın Siyasete Dönüşünü Onaylıyormusunuz
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Yol Durumu

©
Copyright 2011 Abhazyam.com Her hakkı saklıdır.