RSS / XML
$1.7525
€2.3185
IMKB61,280
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 15 Aralık 2011, Perşembe 21:10:00 tarihnde eklendi. 422 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hain – işbirlikçi kişiler, zehirli bir virüs gibidir.

ABHAZLARDA - AWÜYRA, AYÜZERA, AYKGUĞRA - İNSANLIK, ARKADAŞLIK, DOSTLUK, GÜVEN OLGUSU
Hain – işbirlikçi kişiler, zehirli bir virüs gibidir. Erdeşan Kobaş (Bganba)


15/12/2011. İnsanlık, insan olmak; en yalın haliyle kiÅŸinin düÅŸünsel, ruhsal ve sosyal evriminde etik-ahlaki idealizmi ifade eder,  pozitif mistik bir karakteri vardır ve insanın aydınlık yüzüdür. Halk jargonunda maço tabiriyle “adamlık” da ifadesini bulan insanlık; evrensel olan sevgi, saygı, içtenlik, merhamet, özveri, hakkaniyet, dürüstlük, güvenirlilik, paylaÅŸma, empati, (v.b.) gibi berrak kaynaklardan beslenir. Bu erdem bileÅŸenlerine göre de, dört dörtlük, dört üçlük ve çeyrek adamlık gibi ironi bir tasnif yapabiliriz. İnsanlığın tersi yani insan olmamak kavramını da genelde haksız bir ÅŸekilde; ayı, öküz, tilki, çakal, leÅŸ kargası, akbaba, yılan, akrep, örümcek, sülük, mikrop, parazit gibi canlılar la anlamlandırma alışkanlığımız vardır. Amaç için her aracın mubah olduÄŸu, bireyciliÄŸin kutsanıp egonun ÅŸiÅŸirildiÄŸi, duyguların köreltildiÄŸi, la ahlaki yani “ahlakı olmayan” liberal kapitalist sistem çağında bu insansı- humanoidlerin etkin ve baskın nüfus haline geldiÄŸi de bir vakıadır. İnsanlıktaki bu yozlaÅŸma; özellikle geleneksel saf-homojen toplumsal yapılarda çözülmeleri dejenerasyonu hızlandırmakta olup konumuzun süjesi olan Abhaz toplumunda da bunu yakinen gözlemleyebilmekteyiz.


İnsan denen meçhul-insan olma olgusu, antik çaÄŸlardan beri toplum bilimcilerin, dinlerin ve filozofların arayış-araÅŸtırmaların temel ilgi odağı belki de ilk ütopik uÄŸraşı alanı olmuÅŸtur. Gündüz elinde fenerle dolaÅŸan bilge Diyojen; “ne arıyorsun?” diye soranlara, “insan arıyorum!” diye yanıtlamış.  Åžüphesiz bu arayış geçmiÅŸte olduÄŸu gibi günümüz de ve gelecekte de hep süre gidecektir. Yıllardan beri görmediÄŸi babasını gece yarısı yaka paça huzuruna çıkaran vezir; “Bak baba! Yıllar önce bana adam olamazsın demiÅŸtin! GördüÄŸün gibi vezir bile oldum!” der. Babası da; “OÄŸlum! Yıllardır görmediÄŸin babanı apansız gece yarısı yatağımdan kaldırıp huzuruna çıkarttırıyorsun! Ben sana vezir olamazsın demedim oÄŸlum, adam olamazsın dedim!” diye yanıtlar. Kıssadan hisse; insanlık olgusunun mevki, makam, rütbe, yaÅŸ ve maddiyatla herhangi bir ilgisi yoktur, o bizim, pozitif duygusal-tinsel-vicdani varlığımızdır. Kısmen içgüdüsel de olsa, zihinsel, analitik düÅŸünce temelli olup, sürekli özenli uÄŸraÅŸ ister, deÄŸerini vicdanda bulur ve ondan beslenir. PratiÄŸe indirgenmedikçe de hiçbir anlamı yoktur.


İnsanlık, insan olma olgusu ve onu oluÅŸturan etik deÄŸerler, hasletler evrenseldir, beÅŸeriyetin ortak varlığıdır, pozitif veya negatif yankısını kamu vicdanında bulur. Dünyamızda insanlık ve kamu vicdanı; insani yardım ve dayanışma için nicelik ve nitelik olarak yaygın sivil toplum kuruluÅŸları oluÅŸturmuÅŸtur.  Bu STK’lar bireyci batı toplumlarında,  gelenekçi toplumlardan çok daha yaygındır. Bugün ABD de yüz milyon insan sayısız S.T.KuruluÅŸlarında gönüllü hizmet vermektedir. Asya ve Afrika gibi aile, aÅŸiret toplumsal baÄŸların girift ve yoÄŸun olduÄŸu toplumlarda bu iÅŸlevi geleneksel yapı üstlenir, sivil örgütlenmeler yeteri kadar geliÅŸmemiÅŸtir.


Abhazlar’ın antik Apsuwara-Alayfüe öÄŸretisinde insan; sevgi ve saygı ile onurlandırılan en yüce varlık, insanlık-insan olma olgusu da, bunu oluÅŸturan etik bileÅŸenleri ile birlikte en kutsanan deÄŸerdir. Apsuwara öÄŸretisinde birey; çocukluÄŸundan itibaren sıkı-sistematik bir insanlık-insan olma eÄŸitimine tabi tutulur. Bireyin saÄŸlam bir kiÅŸilik, eksiksiz- yeterli bir insanlık vasfına sahip olması, ritüelleri ile birlikte sıkı bir disiplinle saÄŸlanır. İnsanlığın temel deÄŸerleri olan sevgi, saygı, dürüstlük, güvenirlilik, içtenlik, hoÅŸ görü, adil olma, yardımseverlik, özveri, tevazu, nezaket, ar duygusu ve özgürlük ruhu;  erdemli, onurlu kiÅŸilik yapısının, karakterinin temel bileÅŸenleridir, bireyin toplumsal- iÅŸ hayatındaki statüsünü, saygınlığını belirler, öz güvenini pekiÅŸtirir.


Apsuvara-Alayfüe öÄŸretisinde kiÅŸi yaÅŸamı boyunca insanlık, erdemli insan olma eÄŸitimi-pratiÄŸinde hem öÄŸrenci hem de öÄŸretmendir.  Birey ve toplum erdemlilik konusunda sonsuz bir devinim, yarış içindedir. KiÅŸinin onuru ve saygın olma isteÄŸi çok güçlü, her ÅŸeyin üstündedir.  KiÅŸi toplumu rahatsız edecek en ufak olumsuz davranıştan kaçınır, ayıplanma kaygısı yani “ApxaÅŸara” tüm yaÅŸamını denetler.  Birey ve toplumda tam bir oto kontrol vardır.  Bu Alayfüe-Khabze eÄŸitim süreci insanlık-insan olma erdemini, insan kalitesini, bireyden toplumsallığa taşır. Bu noktadan itibaren artık onurlu, namuslu erdemli bir toplum söz konusudur. İnsani yanı zayıf olanlar bile onurlarını düÅŸünerek  “zoraki insanlık” rolündedir. Bu arada Abhazlarda “namus” kavramının klasik algının ötesinde “özgürlük, onur, aidiyet, vatanseverlik, dürüstlük, insanlığı da” kapsayan daha geniÅŸ, daha güçlü farklı bir anlamının olduÄŸunu belirtmeliyim. Kendi vatanında Stalin tarafından kıyıma uÄŸrayıp azınlığa düÅŸürülen bir avuç Abhaz’ın kendilerini özgürlük ve bağımsızlığa götüren 1992-93 savaşında kazandıkları zaferin temelinde bu namus algı ve psikolojisi yatar.


Alayfüe toplumunda hırsızlık, dilencilik, yüz kızartıcı suçlar, hapishane görülmez, yaÅŸam tam bir insanlık seremonisi, sürekli bir protokoldür. Bu erdemli yaÅŸamın temelinde olan; Apsuvara yaÅŸam tarzı ve öÄŸretisi insanı, sevgi ve saygı ile kutsamasıdır. Kendileri için doÄŸal bir yaÅŸamdır, farkındalıklarının farkında da deÄŸildirler. Söylediklerim iddialı, ÅŸaşırtıcı hatta ütopik gelebilir. Eskiden Abhazya’da yaÅŸanan bir dram insani duygunun epik bir ÅŸahlanışıdır. DüÄŸünde tek oÄŸlunu öldürüp bilmeden kendisine sığınan genci, avlusuna gelip kendilerine teslim edilmesini isteyen kalabalığa; “Acı haberi sizden aldım! OÄŸlumu öldürdüÄŸünü söylediÄŸiniz bu kuzeyli genç bana sığındı! Benim korumam altında! Hududa kadar bizzat eÅŸlik edip saÄŸ salim memleketine göndereceÄŸim! O andan itibaren de benim düÅŸmanımdır!”


Dünyamız, insanı ve insanlığı birincil derecede önemseyen ve koruma altına alınması gereken farklı nadide kültürleri barındırmaktadır. Ne acıdır ki bu endemik(!) kültürler kendini medeni diye parlatan Batı kapitalizmin tek kültür ideolojisin yoÄŸun tehdidi altında olup, ayni sistemin hizmetinde olan Unesco’nun da ilgi alanı dışındadır. Neyse ki bu kültürü tanıyan gönüllü misyonerler de var! Almanya da yaÅŸayan Efteniye’li Cic-yıpa Talat’dan bir anekdotu özetle alıyorum: “Almanya’da doktora gittim. Doktor milliyetimi sordu. Türk olduÄŸumu söyledim. Abhaz’ı kim bilecekti! Türkiye de muhtelif halkların olduÄŸunu söyleyince Çerkez’im dedim. İkna olmamıştı. Abhaz olduÄŸumu ilave ettim. ‘Hah ÅŸimdi oldu, tahminimde yanılmadım. KimliÄŸini niçin gizliyorsun? İkinci Dünya Savaşında Abhazya da esirdim. Çok farklısınız! Esir deÄŸil insan muamelesi gördüm, hayatımı Abhazlara borçluyum! Siz kendinizin farkında deÄŸilsiniz, kimlik ve kültürel deÄŸerlerinizin kıymetini bilin, sakın kaybetmeyin!’ demiÅŸ.


İnsanlığın varoluÅŸundan beri belki de en önemli en anlamlı ve en keyifli ve de en insani yaratımı, arkadaÅŸlık-dostluk olgularıdır. Hayatın anlamını güzelleÅŸtirir, zenginleÅŸtirir. Yazın ve görsel sanatın baÅŸlıca ana temasını hep bu kavramlar oluÅŸturur.  İnsan ve hayvanlar âleminin müÅŸterek, en çarpıcı duygusal deÄŸeri de arkadaÅŸlık kavramıdır. Hatta hayvanlarda bu duygunun “insansılara” göre daha rafine ve çok daha anlamlı olduÄŸu da bir realitedir. Bu arada Abhaz toplumunda da son zamanlarda yozlaÅŸmış “insansıların” sayısında da belirgin bir artışın olduÄŸu da kiÅŸisel bir gözlem, sosyolojik bir veri olarak not ediyorum.”


Apsuwara yani Alayfüe-Khabze öÄŸretisinde Bireyin toplumsal sosyalliÄŸi çok geliÅŸmiÅŸtir ve “ben”den önce “biz” yani  “toplum” vardır. Bu olgu, arkadaÅŸlık-dostluk kavramını daha ötelere taşır, içerik olarak daha da zenginleÅŸtirir ve güçlü manevi-duygusal anlamlar yükler. Yalnız bu arada dostluÄŸun; arkadaÅŸlığın bir sonraki üst aÅŸaması olduÄŸunu da belirtmeliyiz. Alayfüe toplumunda yalnızlığa yer yoktur, kiÅŸi dost, arkadaÅŸ ve akraba zenginidir, kendine güven ve ruh saÄŸlığı üst seviyededir. Bu da sevgi, saygı ve dayanışmanın üst seviyede olduÄŸu güçlü-saÄŸlam, kaliteli toplumsal bir yapı oluÅŸturur. Apsuwara yaÅŸam tarzının dört buçuk yaşında ki Begüm Tan-ıpha üzerinde bıraktığı etki ve izlenimle ilgili anekdotu babası Hamza Atan’dan sıcağı sıcağına anlatarak yazımıza çocuk çeÅŸnisi katalım. Anaokulu öÄŸretmeni çocuklara babalarının ne iÅŸ yaptıklarını soruyormuÅŸ. Sıra begüm’e gelince soruyu; “Babam cenazelere gider, düÄŸünlere gider!” diye yanıtlamış.


Her türlü çıkar ve maddi beklentiden arındırılmış gerçek arkadaÅŸlık-dostluk kavramlarının temel duygusal öÄŸeleri; sevgi, saygı, içtenlik, dürüstlük, özveri,    empati, iyi-kötü günde karşılıksız dayanışma-paylaşım ve güven olgusudur. GüvenirliliÄŸi de olmazsa olmaz savı ile en baÅŸa alıyoruz. Güven ve güvenirli bir kiÅŸilik olmadan dostluk ve arkadaÅŸlıktan söz edemeyiz.


Güven ve güvenirlilik, arkadaÅŸlık-dostluk kavramlarının mihenk taşı, turnusol kâğıdıdır. Güvenirlilik sınamasından geçirilmeyen arkadaÅŸlıklar genelde kısa ömürlüdür ve en hafifi ile hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Pek ala güvenilir kiÅŸiliÄŸi basitçe nasıl tanımlayabiliriz? Dürüstlük, sözünde durma, yalan söylememe, samimiyet yani göründüÄŸün gibi olmak, özü sözü bir olmak, adalet duygusu ve en önemlisi ihanet etmemektir. Güvenirlilik; halk dilinde “insanın alası içinde hayvanın alası dışındadır!” özdeyiÅŸi ile dillendirilir. Güvenilir insan olmak, dürüst saÄŸlam bir karakteri ifade eder. Tersi de çoklu karakter yani amiyane tabiri ile karaktersizliktir ve “bukalemun gibi!” ifadesi onu tam karşılar.


Alayfüe-Khabze öÄŸretisinde arkadaÅŸlık, arkadaÅŸ-dost edinme ve daha ötesi “Ayhabı “ yani önder, lider seçme olgularının titiz, seçici, ampirik ve felsefi bir derinliÄŸi vardır. Arkadaşını seçen kiÅŸi, liderini seçen toplum esasında geleceÄŸini seçmektedir.


ArkadaÅŸlıkta seçen,  “Ayhabı”lık – liderlikte ise seçilen olmak önemlidir. Önemli bir kriter de kiÅŸi; arkadaÅŸ – arkadaÅŸları, nihai olarak toplumu kendinden fazla önemser ve çıkar ve beklentilerde onlara öncelik verir.


Yukarıda deÄŸindiÄŸimiz gibi, namusunuzu, malınızı yerine göre canınızı emanet edeceÄŸiniz arkadaÅŸ seçimi; önce kiÅŸilik araÅŸtırması sonra da titiz bir sınama süreci gerektirir. Abhazlar da; “avda, yolculukta ve iÅŸte partner olarak sınamadan arkadaÅŸ edinme!” düsturu vardır. ÖrneÄŸin, kendi arkadaÅŸ gruplarına katılmak isteyen kiÅŸi sınanmak için ava götürülür. Avladıkları geyiÄŸi paylaÅŸtırma görevini yeni arkadaÅŸlarına verirler. O da avı paylaÅŸtırıp en iyi parçasını kendisine ayırırsa sınavı kaybetmiÅŸtir.


Gerçek kiÅŸiliÄŸini açığa vurmayan, içten pazarlıklı zayıf kiÅŸiliklerin arkadaÅŸlığı, dostluÄŸu yapaydır, günün birinde de bir ÅŸekilde gerçek kimliklerini açığa çıkarırlar, hayal kırıklığı yaratırlar. Bazı insanları ilk görüÅŸte, bazılarını uzun bir süre sonunda tanırsınız, bazılarını da hiç tanımadan ölüp gidersiniz. Bu hayal kırıklıklarını, ihanetleri, zararları çoÄŸumuz yaÅŸamışızdır. Ermenilerin bir sözü vardır; “denenmiÅŸi,  tekrar denemeyeceksin!” Olumsuz bir iÅŸareti aldığınızda iliÅŸkinizi sadece merhaba seviyesine düÅŸürmek gerekir.


İnsanlık, insan olma erdemi; saÄŸlam pozitif bir karakter olarak insan geninde kodlandığı artık bilimsel bir olgudur. Sürekli, etkin bir toplumsal eÄŸitimle zaman içinde bu genetik kodlarda olumlu veya olumsuz deÄŸiÅŸiklikler olur. Bunun için KiÅŸi karakteri yanında rahatlıkla toplumsal veya milli karakterlerden söz edebiliyoruz. İnsana, insanlığa ve bireye önem vermeyen, çıkarcı kapitalist sistemde artık insani erdemler göz ardı edilmekte, gelenekçi veya gerici damgasıyla aÅŸağılanmaktadır. Günümüzün en yetkin üniversiteleri baÅŸta olmak üzere kiÅŸisel ve toplumsal geliÅŸimi sadece kiÅŸisel maddi çıkar, varlık üzerine kurgulamaktadır. Bilinçli olarak insani deÄŸerlerden hiç söz edilmez. Çünkü sistemin en etkin panzehiri bu deÄŸerlerdir. Burada ilginç bir saptama yapabiliriz. Bu gün endüstriyel ve hizmet üretimini titiz güvenlik normlarına baÄŸlayan kapitalizm,  sistemi emanet ettiÄŸi insan faktörünü sadece mesleki kariyeri ve sosyalliÄŸi ile deÄŸerlendirmekte, kiÅŸiliÄŸin insani ve güvenirlilik olgusunu pek dikkate almamaktadır. Almadıkları içinde dünyayı kumarhaneye çeviren küresel finans sektörünün düzenbaz CEO’ları gün geçtikçe daha da derinleÅŸen 2008 ekonomik çöküntüsünün baÅŸ mimarlarıdır. Son dönemlerde “insan olma” olgusunu önemsemeye baÅŸlayan sistemin bazı akademisyen ve moda kiÅŸisel geliÅŸim gurularını(!) da görmek mümkün. Bunlardan Stephan Covay bir kitabında saÄŸlam dürüst samimi kiÅŸiliÄŸi yani insanlığı–adamlığı, Hardvard, Yale’in üstüne konumlandırmış ve “bu gün en eÄŸitimli CEO ve üst düzey yöneticilerin yüzlerinde ki maskelerin boyaları dökülmekte, yerlerini, samimi dürüst güvenilir saÄŸlam ‘insani’ karakterli olanlara bırakmaktadır.” tespitini yapmıştır.


Güven, güvenirlilik olgularının istismarı, bizi bir insanlık ayıbı, suçu olan  “satmak -  ihanet” kavramlarına götürür. Fiilin faili de “hain” sıfatı ile aÅŸağılanır ve toplumdan dışlanır. Alayfüe – Khabze eÄŸitim ve felsefesi ile yetiÅŸen Abhaz ve Adige (Çerkez) birey ve toplumu ihanet kavramına genel olarak yabancıdır. Sadece kavram olarak vardır, fiiliyatta çok nadir görülür. Bura da zorunlu bir girizgâh yaparak Alayfüe öÄŸretisinin akraba Adige dilindeki karşılığının Khabze olduÄŸunu söylüyoruz. Abhazlar iki kavramı da kullanır. Khabze kelimesinin Abhazcadaki karşılığı “altın dil”dir. Abhazlar da ihanet kelimesini “Atiyra, Apsaxra” kelimeleri karşılar. Onur ve itibarlarını her ÅŸeyin üstünde tutan bu toplumlarda güvenin istismarı, ihlali insanın aÅŸağılanması ve insanlığın sefaleti olarak algılanır kimsede bu duruma düÅŸmek istemez. AÄŸabeyim Ardahan’ın sevdiÄŸim bir çıkışını buraya alıyorum; “sevgi ve güvenimi bir kez kaybedersen, bunu geri getirmek için ne paran ne de ömrün yeter!”.  Çok doÄŸru bir tespit! KiÅŸi, kayıp ettiÄŸi servetini iÅŸini tekrar kazanabilir ama itibarını asla! Abhaz ve Çerkez diasporası, geçmiÅŸten günümüze bu nitelikleri ile bulundukları Osmanlı – Türkiye ve Orta DoÄŸu halklar mozaiÄŸinin en güvenilir sadık unsuru olmuÅŸlardır. Bu baÄŸlamda, Türkiye Cumhuriyeti resmi tarihindeki ötekileÅŸtiren “hain Çerkez” nitelemesinin de tamamen politik olduÄŸunu söyleyelim.


Konumuz ile ilgili olarak özellikle de gençler için dedem Süleyman Bganba’nın yaÅŸadığı dramla ilgili bir anekdotu buraya alıyorum. Süleyman Bganba 1920’li yılların sonuna doÄŸru, Ayıgba Hac Kok’un misafiri olarak bulunduÄŸu Düzce Efteniye köyünden ayrılırken, uÄŸurlamaya gelen kalabalık halka bir konuÅŸma yapması rica edilir. Süleyman Bey konuÅŸmasının son bölümünü gençlere ayırır. “Gençler! Abhazlar da bir beddua vardır. ‘Allah seni, iyi ile kötüyü, dostunu ve düÅŸmanını ayırt edemeyecek hale getirsin! – Ançva abziyay abaabsiy, away aÄŸay yuvzeylımxwa wukaytsayt!’ ArkadaÅŸlarınızı, önderlerinizi seçerken çok dikkatli ve seçici olun! Çünkü arkadaşınızı yoldaşınızı seçerken ayni zamanda geleceÄŸinizi de seçmektesiniz!


Ben bu hatayı yaptım, bedelini de çok ağır ödedim! Acısını da ölünceye kadar taşıyacağım!” Pek ala Süleyman Bganba’nın yaÅŸadığı dram neydi? 1917 Ekim Devrimi ile çarlık Rusya’sı çökünce Gürcistan, aynen Sovyetler BirliÄŸi dağılınca 14 AÄŸustos 1992 tarihinde Abhazya’yı iÅŸgal ettiÄŸi gibi, Mayıs 1918 de Abhazya’yı iÅŸgal eder. Süleyman Bey topladığı 2 500 Abhaz gönüllüsü ile 28 Haziran 1918 de Abhazya’nın imdadına koÅŸar. 1991 Temmuz ayında Abhazya’ya yaptığımız ziyarette,  Gazeteci–radyocu Simon Adleyba,  30 Temmuz tarihinde doksanlı yaÅŸlardaki annesi Kab’ıpha ile yaptığı Süleyman Bganba ile ilgili söyleÅŸi kasetini bize verir. Annesi; Süleyman Bey, direniÅŸin lideri ve Simon’nun dayısı olan genç Stefan Kabba’nın merkez karargâh olarak kullanılan Oçamçira’daki evinde kalırken 13-14 yaÅŸlarındaymış. Anlattığına göre Süleyman Bey ve DireniÅŸçiler, annesinin ismini vermeyip “Ablatkva–patlak göz” adlandırdığı bir Abhaz‘ın ihanetine uÄŸramıştır. Altı lisan bilen genç mühendis Stefan Kabba yakalanıp kurÅŸuna dizilir. Gürcistan, Abhaz köylerini yakıp yıkıp büyük bir katliam yapar. Süleyman Bey de eylül sonlarında Panöy dağında yapılan savaÅŸta, Gürcü kuvvetlerini yarıp geri çekilir. Bir kiÅŸinin ihaneti, özgürlük mücadelesini; acı, yıkım ve kıyımla baÅŸarısızlığa uÄŸratmıştır.


Hain – iÅŸbirlikçi kiÅŸiler, zehirli bir virüs gibidir. DoÄŸası itibariyle çok deÄŸiÅŸkendir, sürekli evrim geçirir. Duygusal karakteri icabı maddi bir varlığı yoktur, mikroskopla da tespit edilemez. Ancak kiÅŸi veya toplum üzerinde tahribatı ile varlığını belli eder, kaynak ve kimlik teÅŸhisi ise güç olup genelde tahribatından çok sonra olur.


Tarihte ve günümüzde toplum bilinci ve demokratik anlayışı sığ devlet ve halklar, içten ve dıştan gelecek gizli organize tehlikelere açık hedeftir. Yakın tarihte balkanlar ve Asya’da yaÅŸanan renk kodlu devrimler(!), günümüzdeki Arap dünyasındaki bahar devrimleri(!) ayni nitelikte yani dış mihraklı ve iÅŸbirlikçi karakterdedir. 


Bu baÄŸlamda konumuzun süjesi olan Abhaz toplumunun durumuna bir göz atalım. 30.09.1993’de egemen – bağımsız 26.08.2008’de de tanınmış Abhazya Cumhuriyeti’ni kuran Abhazlar; bu süreç içinde politika dünyasının ilgi odaklarından biri olmuÅŸtur.  Bunun Türkçe açılımı, ana vatan ve diasporadaki Abhazlar; KomÅŸu Gürcistan ve yandaşı olan batı dünyasının politik stratejilerinin açık bir hedefi olmasıdır.  Özellikle de Kasım 2007 tarihinden itibaren anavatanlarında ki nüfuslarının beÅŸ-altı katı olan Türkiye’de ki Abhaz diasporası üzerinde, Gürcistan ve batı blok’unun ilgisi yoÄŸunlaÅŸmış olup, güçlü yaygın sivil toplum kuruluÅŸları ve iÅŸbirlikçileri aracılığı ile de örtülü faaliyetlerini sürdürmektedirler. 2007 yılı Kasım ayında Tiflis dönüÅŸleri Gürcistan lobisinden bir mesaj aldım. “Gürcistan; Abhazya sorununu Abhazya ile çözemiyoruz! Bundan böyle Abhaz diasporası ile çözmeye çalışacağız!” Mart 2008 de Gürcistan bu niyetini resmi olarak deklare etti. Akabinde diasporanın içinde, Abhazya sorununu Gürcistan’ın toprak bütünlüÄŸü içinde çözümünü amaçlayan Soros’cu bir STK(sivil toplum kuruluÅŸu) oluÅŸturuldu.  Amaç Abhazya Devletine en güçlü desteÄŸi veren diasporanın etkisizleÅŸtirilmesiydi. Soros daha önce Abhazya’dan kovulmuÅŸtu. Sıcağı sıcağına bir gerçeÄŸi not edelim! Bu tür örtülü operasyonlarda taÅŸeron görevini üstlenecek iÅŸbirlikçiler; genelde ÅŸimdiler de moda sivil toplum aktivist kisvesi altında arz’ı endam ederler.  Neyse ki Abhaz Diasporası, bunları kısa bir süreçte pasifize etti. Gürcistan bu kez 2009 yılında batıda piÅŸirilip servis edilen “Abhazya ile ekonomik, kültürel ve teknolojik entegrasyon projesini!” gündeme getirdi.  Bu defa Türkiye’deki uluslar arası da uzantıları bulunan baÅŸka bir güçlü STK da devreye girer. Amaç diasporanın örgütlenmesini zaafa uÄŸratmak, toplumu bölmek. Son dönemde Abhaz diasporasında yaÅŸanan sıkıntı ve suni kutuplaÅŸmaların temelinde yatan ana neden budur. Bilge Abhaz toplumu; sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen bazıları da deÅŸifre olan iÅŸbirlikçileri de geleneksel yapısı içinde nazikçe tasfiye edecektir.


DileÄŸimiz, dünyamızdaki tüm insanlığın; bireysel ve toplumsal refah, huzur ve bütünlüÄŸü için her türlü olumsuz etkenlere, iÅŸbirlikçilere karşı uyanık olması, güvenilir, eÄŸitimli insan ve toplum kalitesinin arttırılmasıdır.


Son sözüm gençlere; “Tanrı size, iyi ile kötüyü, dostunuzu ve düÅŸmanınızı ayırt edecek bilgeliÄŸi versin!”

Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Diğer Erdeşan Kobaş Yazıları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Hava Durumu
ANKET
Sizce Ankuab Diasporaya yakın olacakmı?
Evet
Hayır
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Yol Durumu

©
Copyright 2011 Abhazyam.com Her hakkı saklıdır.