RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 03 Temmuz 2011, Pazar 00:01:42 tarihnde eklendi. 1058 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Sergey Markedonov

Washington'dan Görünüm
Sergey Markedonov SERGEY MARKEDONOV "YENİ OSMANLI'NIN YUMUŞAK GÜCÜ"

03/07/2011. Türkiye'de yapılan seçimlerin kesin sonuçları 23 Haziran'da açıklandı. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ki Adalet ve Kalkınma Partisi, seçimde zaferi nerede ise oyların yarısını alarak üst üste üçüncü kez kazandı. Bu zafer onun Kafkasya dahil olmak üzere Türkiye'nin dış politikası üzerinde yeni olası yaklaşımlar üzerinde tartışma başlattı.


Türk dış politikasındaki Kafkasya'ya artan ilgi kolayca anlaşılabilir. Türkiye'nin dış politikada yaratmış olduğu dönüşüm ile bölgesel bir güç durumuna gelmesi - son on yılın en önemli sonuçlarından birisidir. Bu politikanın başarısında üç önemli faktör rol oynamıştır: Türkiye'de son yıllarda yaşanan hızlı ekonomik büyüme (Bu ülkenin GSYİH bir trilyon doları buldu ve kişi başına düşen milli gelir üç kat arttı) gerçekleştirilmiş. Yaklaşık olarak on yıldır yönetimde bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi, ülkenin siyasal konumunda köklü değişiklikler gerçekleştirmiş, dış politikadaki ciddi çıkışları ile öncelikler konusunun yeniden gözden geçirilmesini gündeme getirmiştir. Dış politika da ki “Komşularla Sıfır Sorun” çıkışı ile Avrasya’nın en ilginç devletlerinden birisi durumuna gelmiştir. Türkiye çalkantılı doğu ile demokratik batı arasında bir arabulucu ülke olarak görülüyor. Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında parlamento seçimlerini kazanarak hükümeti kurduğunda, ülke içerisinde “alarm” durumuna geçilmiş ve birçok yorumcu, “ılımlı İslamcı güçlerin” iktidarı ele geçireceği varsayımlarında bulunmuştu. Tayyip Erdoğan, Kemal Atatürk’ün dış ve iç politikalarında değişime gideceği konusunda güçlü bir üne sahipti.


Ancak, gerçekte daha karmaşık spekülatif uygulamaları oldu. Nitekim, Erdoğan Kemalist dönemde bilinen bir takım tabuları yerle bir etti. Ve önceleri Türk politikası ABD ile “Stratejik Ortaklık” üzerine kurulu ve NATO’da Washington’un küçük ortağı olarak belirlenmişti. Dış politika 2002’den sonra çeşitlendirilmiş politika olarak ortaya çıktı. Bu “çeşitlendirilmiş” politika Batı karşıtı anlamına gelmiyor.  Buna karşılık olarak “İslamcı” Erdoğan, Ankara’nın  AB ile stratejik bir giriş anlaşması yapmasını sağladı, ancak buna ek olarak dış politikasını Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’da da yoğunlaştırdı. Bu arada Erdoğan ve Partisi bir önceki seleflerinden daha başarılı olduğu test edilmiştir. 90’lı yıllarda ki ilk Çeçen Savaşı sırasında, Kafkasya olaylarında Moskova ve Ankara arasında dramatik sonuçlar yaşanmıştı, 90’lı yılların sonunda ortak nokta bulmayı başardılar. Bu düzelme büyük ölçüde, Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit’in 1999 Kasım ayında Moskova’yı ziyaretinde gerçekleştirildi.


Türkiye’nin Kafkasya’da ki ilgisini mecazi olarak şöyle açıklayabiliriz. “Kimliğini değiştirmiş bir lütuf.” Gürcistan, Ağustos 2008’de bölgede savaş çıkartarak bölgede ki istikrar ortamını tehdit etti, Türkiye, tüm Kafkasya için ciddi sonuçları olan iki politika ortaya koydu.  Birincisi “Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu”, ve ikincisi, Ermenistan ile uzun yıllardan beri var olan etnik sorunların onarılması ve kapalı olan devlet sınırlarının açılması ile ilişkilerin normal duruma getirilmesi. Bu her iki girişimde Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi temelinde yapılmıştır. Rusya 2008 yılında, 38 Milyar Dolarlık ticaret hamcı ile Türkiye’nin uzun vadeli dönem içerisinde en büyük ortağı olan Almanya’yı geçerek öne çıktı. Böylece, Moskova Ankara’nın bölgede çıkarlarına karşı bir yoğunlaşma içerisinde bulunmadığını algıladı. Öte yandan Türkiye, 2000’li yılların ilk yarısında Gürcistan ile iyi ilişkiler kurarak, Moskova’nın Kafkasya’da ki egemenliğine karşı bir politika izlediği izlenimi yarattı.


Bugün için bu iki girişimin Türkiye’ye önemli bir artı getirmediğini söyletebiliriz. Ermenistan ile tarihi bir uzlaşma gerçekleşmedi ve “Kafkasya Platformu” tüm bölgesel oyuncular tarafından kabul görmesine rağmen ilgi çekici bir beyan olarak kaldı.  Ancak, daha ayrıntılı bir inceleme yapacak olursak Türkiye’nin bölgede ki değerinin ölçülemeyecek kadar büyüdüğünü görüyoruz.


Birincisi, 2008 sonrasında Dağlık Karabağ sorunundaki uzlaşma sürecinin sonuçlanması artık Türkiye olmadan hayal edilemez. Şimdi bu sorunun çözümü Türk - Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi ile bağlantılıdır.  Normalleştirme çalışmalarının ölmediğini unutmayalım, sadece daha iyi bir zamanda gündeme gelmesi koşulu ile donduruldu. İlişkilerin normalleştirilmesi söylemleri, Türkiye ve Ermenistan’da iç ve dış politikaların bir parçası durumuna gelmiştir.

 

İkinci olarak; Türkiye, Muhafazakar Avrupalılara, “Yeni Osmanlı”nın eskisi gibi “sert” olmadığını ve kimseye güç göstermek niyetinde olmadığını, Erdoğan ile “yumuşak” bir güç olduğunu göstermeyi başardı. Türkiye, ılımlı know – how yapısı ile jeopolitik bir usta durumuna gelmiştir. Bu nedenden dolayıdır ki,  Türkiye kimseye zarar vermeden, Rusya ve Gürcistan ile eşit ilişkiler, Abhazya ile özel bağlar kurma arzusunu sürdürüyor.

 

Üçüncü olarak; Enerji güvenliği konularında birçok farklılığa rağmen Moskova ile işbirliği içerisine girebileceğini göstermiştir, Kafkasya’da “sıfır toplamlı oyun” kuralları temelinde başka bir biçimde işbirliği yapılabilir.

 

Ve sonuncusu;  (sıralamada, ancak önem anlamında değil) Ankara, Kafkasya’da ABD Yönetimi ile aralarında ciddi bir mesafe olduğunu kanıtlamıştır, ancak bu Amerika karşıtı olduğu anlamına gelmez.           


Kaynak: http://www.ekhokavkaza.com/content/article/24247046.html


 

Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Diğer Konuk Yazar Yazıları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Hava Durumu
ANKET
Aleksandr Ankvab'ın Siyasete Dönüşünü Onaylıyormusunuz
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Yol Durumu

©
Copyright 2011 Abhazyam.com Her hakkı saklıdır.