1971 - 2010: ÖĞRENCİ İSTEMLERİ İLE T.C. DEVLETİ YÖNETİMİ TEPKİSİ ARASINDA HİÇBİR DEĞİŞİM YAŞANMADI
13/12/2010
2010 YILI TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÖĞRENCİ GENÇLİĞİ ÜZERİNE..!
13/12/2010. Sevgili Abhazyam.com üye ve izleyicileri. Bugün Türkiye’de yapılan Anayasa Yenileme Referandumu ve sonrasında ki
“Demokrasi Açılımı” üzerine görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü öğrenci gençliğin yaratmış olduğu
“Yumurta Açılımı” T.C. Hükümeti Yönetimi’nin yani AKP Hükümeti’nin ve destekçilerinin
“Demokrasi Açılımı” anlayışının sınırlarını ortaya çıkarmış oldu.
AKP Yöneticilerinin ve yandaşlarının hırçınlığının nedeni de
“Demokrasi” anlayışlarının çok erken ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır.
Son hafta içerisinde İstanbul’da Öğrencilere güvenlik güçleri tarafından uygulanan şiddeti protesto eden Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrencileri Tepkilerini
“Yumurta Şöleni” biçiminde gösterdiler.
Üniversite öğrencileri CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum’a tepkilerini
“konuşturmama” biçiminde gösterdiler.
Süheyl Batum bu tavrı
“Azınlık Faşizmi” biçiminde eleştirdi. Ancak, gelen tepkiler üzerine gençliğin tepkisinin normal olduğunu ve kendisinin gençleri
“faşist” olarak nitelendirmediğini belirten açıklamalar yaparak durumu kurtarmaya çalıştı.
AKP Milletvekili Sn. Burhan Kuzu ise Süheyl Batum kadar şanslı değildi.
Yoğun bir biçimde
“Yumurta Şöleni” karşısında kalan ve polisi yönlendiren güç olan AKP Yönetimi’nin temsilcisi olarak görülen Sn. Burhan Kuzu öğrencilerin
“yumurtalı” protestosu karşısında kaldı.
Sn. Kuzu, içerisine düştüğü traji - komik durumu yine aynı biçimde
“yumurtalar herhalde koli, koli vardı bir türlü bitmedi” diyerek açıklıyor. Ancak, polislere kendisini koruyamadığını belirterek,
“beni değil öğrencileri dışarı çıkaracaktınız”,
“Rektör ve Dekan derhal istifa etmelidir”,
“o yumurtaları yerseniz akıllanırsınız” diyerek
“demokrasi” anlayışını net olarak ortaya koymuştur.
AKP Hükümeti’nin Başbakanı Sn. Tayyip Erdoğan’da demokrasilerde
“Yumurtalı Protesto” olamayacağını belirterek AKP’nin
“demokrasi” anlayışı sınırını da çizmiş oldu.
Aslında bu demokrasi anlayışının sınırı bilen bizler için
“sürpriz” bir durum bulunmuyor. Ancak, AKP Anayasası’nın
“demokrasi” getireceğini belirterek Anayasa’ya
“Havet” verenlerin şaşkınlıkları yazdıkları yazılardan okunuyor.
AKP’nin “Demokrasi Sınırı ” Yumurta Şöleni” ile toplumun gözleri önünde “sırıtıyor”.
Siyaset ve toplum bilimcilerin yıllardır topluma açıklayamadıkları
“Anti Demokratik Parti” düşüncesini üniversite öğrencilerinin
“yumurta şöleni” eylemi tek bir
“hamle” ile açıklamış oluyor.
Öğrenci eylemini, desteklediklerini belirten bazı siyasetçi ve yazarlar bu sözleri sonrasında da “ama” diyerek kendi “Havetçi” “demokrasi sınırlarını” açıklayarak AKP Hükümeti ile aynı safta yer alıyorlar.
İşin ilginç yanı ise WkiLeaks’de AKP ve lideri hakkında ABD’li diplomatların yorumları yayınlandığında, daha önceleri AKP’nin ABD tarafından kurulduğunu sürekli olarak belirten MHP Lideri, Sn. Devlet Bahçeli, birden bire AKP’nin ülkenin partisi olduğunu belirterek yüz seksen derecelik dönüş yapıyor.
“Yumurta Eylemi”ni
“68 Dönemi olaylarının tekrarı” olduğunu belirtiyor.
AKP Lideri Sn. Tayyip Erdoğan’ın yapmış olduğu “Marjinal! düşünce ürünü eylemler” (Ne demek ise?) açıklamaları ile demokrasi anlayışlarında “ortak” noktada buluşuyorlar.
Önümüzde ki günlerde AKP Demokrasi anlayışını, ülkücü gençlerin üniversite gençliğine olan saldırıları ve eylemlerinde hep birlikte net olarak göreceğiz.
Bizler bu filmi çok önceleri görmüştük.
MHP ve AKP’nin ortak beslendikleri ideoloji
“Türk – İslam” Sentezidir.
Son günlerde yaşanan uluslar arası ve ulusal olaylara iki parti liderlerinin nerede ise “ortak” davranış biçimleri göstermeleri bunu net olarak bizlere göstermektedir.
Sizlere AKP – MHP Zihniyeti’nin
(Türk – İslam) nereden geldiğini kısaca vurgulamak gerekir.
Bu zihniyetin 1950 - 1960’lı yıllarda Türkiye’ye ABD tarafından ithal edildiği bugün için belgeler ile ispatlanmıştır.
Günümüzde
“Türk – İslam Sentezi”nin iki kanadı arasında iktidar mücadelesi verilmektedir. Ancak bu mücadelenin
“demokrasi” ile uzaktan – yakından bir ilgisi bulunmamaktadır.
Şimdi sizlere devleti yöneten
“Türk – İslam” zihniyetinin ve
“anti demokrasi” anlayışının günümüze kadar nasıl taşındığını ve yürütüldüğünü kendi yaşamımdan iki örnek ile belirtmek istiyorum.
12 Mart 1971 Askeri darbesi sırasında Üsküdar Lisesi öğrencisi idik, ailemiz eğitimci olduğu için bizlerde
“Kemalist” öğrencilerdik. Yaşanan gelişmeleri
“Kemalist öğrenci” gözlüğünden izliyorduk. Ancak,
DEV – GENÇ’ in 12 Mart Darbesini kınayan
bildirisi okulumuz sınıflarının kapılarına asıldığında, okul yönetimi ilk olarak üç, beş kişi olan biz
“Kemalistleri” topladı.
İşin ilginç yanıdır ki bizlerle okul yönetimi değil de Cebir Hocamız olan
“Hıfzı Bey” konuştu. Bizler bildiriyi asmadığımızı,
“Kemalist” öğrenciler olduğumuzu belirttik. Ancak
“Hıfzı Hoca” “Biz bugün “Kemalist” olan ve üniversitede “komünist!” olan birçok öğrenci gördüğümüz için sizleri uyarmak istedik” açıklamasında bulundu.
Daha sonraki yıllarda
“Hıfzı Hoca”nın
“MİT”te çalıştığını ve bizleri neden okul yönetiminin uyarmadığını öğrenmiş olduk.
AKP Hükümeti’nin Milli Eğitim Bakanı Sn. Nimet Çubukçu’ nun okullarda
“Muhbir Öğretmen” uygulaması yapılacağını açıklaması bu
“zihniyetin” bugünde değişmediğini bizlere net olarak göstermektedir.
İkinci örnek olarak, üniversite yaşamımdan söz edeceğim.
Evet! Sevgili Cebir Hocamız olan Hıfzı Bey’in dedikleri gerçekleşmiş, bizler
DEV – GENÇ Üyesi olan ve sistemi sorgulayan
“Komünist!” öğrenciler olmuştuk.
1975 yılında
İYÖKD Öğrenci temsilciliği için İ.Ü. Öğrenci seçimlerine katılmıştık. Bende, İşletme Fakültesi’nde sınıf temsilcisi olarak seçildim.
Sınıf Temsilcileri olarak, o dönemde gündemde olan:
paralı öğretime hayır, özel okullara hayır, özerk üniversite, ders harçlarının pahalı olması, vize sınavlarının kalkması vb. konuları fakülte öğretim üyeleri ile tartışıyorduk.
Öğretim üyeleri ile yaptığımız toplantılarda üniversitelerin öğretim üyeleri ve öğrenciler olmak üzere
“iki ayağının” bulunduğunu belirterek
“öğrenci temsilcilerinin de” yönetimde bulunması gerektiğini anlatmaya çalışıyorduk.
Sene 2010…
Televizyonda ve basın yayın organlarında üniversite öğrencilerini dinlediğim zaman bizlerin önermiş olduğumuz önerilerin benzerleri ile karşılaştığım da Türkiye Öğrenci Gençliği’nin 12 Eylül Askeri Rejimi’nin uzantısı olan “YÖK”ünde eklenmesi ile verilen yaklaşık 40 yıllık “öğrenim de demokrasi” mücadelesinde bir adım ilerleyemediğini gördüm.
Aslında öğrenciler, İstanbul’da Sn. Erdoğan ve üniversite rektörleri arasında yapılan toplantıya öğrencilerin istemlerini belirten bir mektup bırakma ve “YÖK”ü protesto eylemini gerçekleştirmek istemişlerdi.
Karşılığında AKP’nin demokrasi anlayışını (Temelde T.C. Devleti Yönetimi İdeolojisini) gördüler.
Yasa Dışı Örgüt! Üyeleri, Bilinen Marjinal! İdeolojinin etkisi altında kalanlar, Tek Tip Elbise Giyen Anarşistler, Nimet!e Saygı Duymayanlar, Hamile İnsan Protesto Edemez!, Psikolojik Tedaviye Muhtaç İnsanlar, Azınlık Faşistler vb suçlamalar ile öğrenci protestosunu nerede ise “vatana ihanet” noktasına getirmeye çalışanlar.
T. C. Devletini yürüten ve muhalefetinde bulunan Siyasi Partilerin, basın – yayın organlarının, köşe yazarlarının önemli bir bölümünün “Demokrasi Açılım” anlayışlarının nerede bulunduğunu gördüm.
Gençliğe karşı toplumda var olan hoşgörüsüzlüğü gördüm.
Türkiye Cumhuriyeti Toplumu ve Üniversite Gençliği Adına Üzüldüm.
Saygılarımla