Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto-adjust screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size
You are here: Anasayfa arrow Haberler arrow "EY! NECDET HATAM, HANCI MEVZULARLA KONSANTRASYONUMUZA ÇOMAK SOKMA, DİKKATİMİZE KEZZAP DÖKME..!"

Flaş Haber

abhazya_amblemi.jpg11/08/2010

İNSAN OLDUĞUM İÇİN 12 EYLÜL 2010 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA DEĞİŞİKLĞİ OYLAMASINDA “HAYIR” OYU KULLANACAĞIM VE İÇLERİNDE “İNSAN ONURU” TAŞIYANLARI DA “HAYIR” OYU KULLANMAYA ÇAĞIRIYORUM.

Fatih ATAN (A’tanba)

11/08/2010. Sevgili abhazyam.com üye ve izleyicileri, ben 12 Eylül 2010 Tarihinde ki TC. Anayasa Oylamasında neden “HAYIR” oyu kullanacağımın gerekçelerini ayrıntılı bir biçimde değil de kısa olarak sizlere açıklamak istiyor ve sizlerinde kullanacağınız oyun ne derecede değerli olduğunu biraz olsun hatırlamanızı istiyorum.

 
"EY! NECDET HATAM, HANCI MEVZULARLA KONSANTRASYONUMUZA ÇOMAK SOKMA, DİKKATİMİZE KEZZAP DÖKME..!" Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 2
OlumsuzOlumlu 

turk_bayrag.png31/07/2010

DADA’ NECDET HATAM’A AÇIK MEKTUP (*)

30.07.2010

Sezai Babakuş

Sevgili dostum, muhterem büyüğüm Necdet Hatam. Maykop’tan esersin, gürlersin diyasporada demirlemiş halimize. Sorgularsın, azarlarsın dönüş yolunu tutmayan bizleri. Yurtseverliğimizi imtihan edersin yüksek perdeden. Kızarsın bize, öfkelenirsin. Ne etsek ne eylesek kurtulamayız dilinden. Israrla ve giderek sertleşen bir üslupla Türkiye’deki düzenimizi ve dengemizi sarsmak için uğraşırsın. Bilirim uzun yıllar uzaksın Türkiye’den ve bu yüzden bu güzide ülkenin kronik kaotik yapısının hepimizin üzerinde nasıl da ağır bir narkotik etki yarattığını unutmuş gibisin. Söyler misin, Türkiye kadar heyecan verici bir memleket var mı? Risk, eğlence, macera, safahat, sefalet, acı, keder, gözyaşı, kahkaha, hırs, şehvet, aşk, meşk, din, taassup, in, cin, kin, nefret, kavga, cinnet. Velhasıl her uçta, her daim ve tekmili birden hareket-bereket vaadeden, vaazeden ve serveden bir başka ülke var mı?. Bıçak sırtında yaşamanın keskin hazzını unutmuş gibisin. Güldüren, ağlatan, öldüren bu cazibe değil midir ki mizahı bu denli gıdıklayıcı ve ağıtı bu denli iç paralayıcı kılar?. Ve üstümüze çöken bu kaotik yapının ağırlığını, nüfuz ediciliğini, her defasında dozu biraz daha yükselen bir uyuşturucu gibi benliğimizi dumanladığını görmez misin?. Sen yıllar önce paçanı kurtardın diye şimdi kolay mı sanırsın. Halimiz nicedir, bilmez misin?...

Bize ne kadar kızarsan kız, fırçalarını ne kadar sertleştirirsen sertleştir bilesin fayda etmez. Duyamayız sesini, duysak da kıpırdatamayız kılımızı. Çünkü sıkı bir gerilim ya da üç boyutlu bir macera filmi izler gibi çakılmışız bu ülkenin koltuğuna. Boşuna kendini paralama işe yaramaz; Türkiye’nin gündemiyle ne kadar meşgul olduğumuzu, bu ülkenin narkodinamiğine ne kadar bağımlı bulunduğumuzu görmez misin? Ahvalimiz müebbettir, anlamaz misin?...

Çok meşgulüz, çok. Fuat Uğur’un yazdığı gibi şimdilerde referanduma kilitlendik; muhtevası ıvır-zıvır ne fark eder, cürmünden fazla yer yakar. Yazı mı tura mı, sakal mı bıyık mı... Aslında ana mönümüz hanidir Kürt meselesi; operasyon, corporasyon, the açılım falan derken ülkeyi adım adım iç savaşa yuvarlayan bir şiddet sarmalıdır gidiyor. Ve görünen o ki daha epey zaman en kallavi mönümüz olacak gibi. Garnitür olarak muhtelif darbe girişimi iddialarını, cunta soruşturmalarını, yargıyı kuşatma ithamlarını, rejim tartışmalarını, laik-dinci girdabını, sünni-alevi fay hattını, eksen kaymasını, yolsuzluk travmasını vs. istediğimizi seçebiliriz. Yetmezse ithal ederiz; Kıbrıs temcit pilavı, İsrail kol böreği, Ermenistan leblebisi, İran zemzemi... Gündem çok, pas tadında ve ‘bhut jolokia’ acılığında.

İşsizlik, geçim derdi gibi gündelik hayat maceralarımızı saymaya gerek bile yok. Depremden yırtmışsak kadere, trafik azrailini kandırmışsak şansa ve biraz yağmurla hırçınlaşan kör dere yataklarının gazabından kurtulmuşsak hele keyfimiz kekadır. Lise ya da üniversite sınavlarına ailecek angajeyizdir belki. Ya da bitmez tükenmez düğün-cenaze koşturmacalarına. Ve her doğanımız ve her ölenimiz daha da ağırlaştırır ayağımızdaki prangaları keza. Gündem çok, kabak tadında.

Bir de, takılırız sabun köpüklerine. Mesela maçlar başlar yakında, taraftarlığımızı bileriz şimdiden. Ganyan bayilerinde atlardan hızlı koşarız. Okey masalarında bir taş uğruna şansımıza küseriz. Pitbulların yasaklanmasına da kafayı takarız, üçüncü sayfalardaki polisiye vakalara da. Magazin çapkınları da meşguliyetimize teşne olur, arka sayfa güzelleri de. Sibel’in dekoltesi, Sezen’in estetiği, Tarkan’ın enfiyesi. Gündem çok, leblebi çekirdek babında.

Kabul et, Türkiye’de yaşamak heyecan verici bir ayrıcalık. Mevzu bol, hadise gani. Her günümüz gerilim-macera, her günümüz gırgır-şamata. Adrenalin kazan kepçe. Türkiye’nin narkodinamiğinde keyflenir ve keşleniriz bilcümle. Maykop, Nalçik, Sohum ne vaad eder ki bize? Kabul et, sesin ne kadar gür ne kadar tiz olursa olsun boşunadır. Mazeretimiz var, bağımlıyız biz.

 

Bilirsin bu kaotik bağımlılık ve meşguliyet taa Kafkasya’dan kopup gelişimizle başlamıştır. Osmanlılık, müslümanlık. Önce imparatorluğun çatırdayışının yarattığı yüksek gerilimden nasiplenmişiz; Makedonya’dan Yemen’e, Sarıkamış’tan Çanakkale’ye her cepheye asker olmuşuz. Sonra işgal yılları, direniş, kuvayi milliye, kuvayi seyyare. İsyan etmekte bize düşer, isyan bastırmakta. Cumhuriyet yıllarının zaptı raptında gündem hep göz açtırmaz yoğunlukta. Ulus-devlet deli gömleği, ‘siz bizim hala türkleştiremediklerimizden misiniz lan’ hoşgörüsüne binaen simetrik ve asimetrik asimilasyon, 2. Dünya Savaşı’nın kıtlık-karne yılları, NATO, küçük Amerika olma hayali, soğuk savaş sendromu, Gladio, çok partili yeni düzen, siyasi kamplaşmalar, ihtilal yılları, 68’lilerin coşkusu, sol taşmaya sağ barikat inşaası, 12 Mart’lar... Sovyet kuşatması, yeşil kuşak projesi, radikal islamın şahlanışı, Türk-İslam sentezi, 78’lilerin gözükaralığı, sokak çatışmaları, infazlar, 12 Eylül faşizmi, idamlar, işkenceler, Diyarbakır zindanı, PKK’nın arz-ı endamı, faili belliler-faili meçhuller, Sovyetlerin çöküşü, 90’ların yükselişi, 28 Şubat balansı, Avrupa Birliği yüksek basıncı, modernizm, postmodernizm...

Sonrası malüm; 11 Eylül şoku ve Büyük Ortadoğu Projesi, ılımlı islam rotası, koalisyonun iflası, demokratikleştirilmenin tersyüz hali, AKP’nin sahne alışı, tesettüre ricat hevesi, hükümetle daim-devletlü arasında iktidar savaşları, e-muhtıralar, cumhuriyet elden gidiyor mitingleri, dar alanda paslaşmalar, rövaşatalar, rövanşlar, gücün el değiştirmesi, mukaddes hasat devri, servetin yeniden üleştirilmesi, modern zaman gettoları, kazı kazan sırça köşkleri, derin fay hatları, memleketin vesayet hali, laik hali, muhafazakar hali, gaz hali... Nereden nemalanacağımızı, nereye yamanacağımızı şaşırır koştururuz kapı baca. Çok meşgulüz, çok...

İşte böyle yuvarlandık bugünlere. Peşine takılacak, el atılacak, kafa yorulacak, gülünecek, ağlanacak, uyulacak, uydurulacak, halhamur olunacak mevzular gırladır her daim. Gündem çoktur çok, adaptasyon ayarında.

Abhazya’da silahlar patladığında yıllar önce, diyasporadaki adaptasyonumuza limon sıkılacaktı mazallah. Neyse ki, memleketin ahval ve şeraiti ve kimi büyüklerimizin fedakar gayreti ile çabuk toparlandık ve yeniden hemhal olduk Türkiye gerçeğine. Halep ordadır arşın burda. Atavatan iyidir ıraktır, anavatan haşa. Kimlik mi, aidiyet mi töbe. Düğün-dernek, biraz wıq biraz rınna, yeter de artar bize.

Şükür ki bu ülkede dikkatimizi celp ve kelep edecek kadar mebzuldür mevzu. Ve maşallah, memleketin kulpunu tutan zevatın yüksek performansı sayesinde daha da çalkalanacaktır meşguliyetimiz. Bu, Türkiye’de yaşamanın narkodinamiğidir. Şanstır, nimettir, safahattır. Keşleniriz kana kana. Pişirilmeden önce terbiyeye yatırılan balık misali hamlığımız gider evelallah, nihai kıvama ereriz inşallah.

Velhasıl,

Ey Necdet Hatam, değiştirilmesi teklif dahi edilemez kaotik düzenimizi ve dengemizi sarsacak söylemlere son ver. Yüzelli yılda çok alametler gördük ve Türkiye potasında entegrasyon aşkına çok yol katettik, Ve hala heyecanlıyız, istekliyiz ve kararlıyız bu uğurda. Harıcı mevzularla konsantrasyonumuza çomak sokma, dikkatimize kezzap dökme. Bırak bizi kendi halimize. Çok meşgulüz, çok...

(*) Buradaki ‘dada’ Rusça’da kullanılan bir sıfatın latin yazılışıdır. Kıdemli düşünce ve eylem adamı anlamındadır. Halk dilinde çok düşünen/herşeyi bilen kişi tanımlaması için de kullanılmış ve daha çok Lenin, Troçki gibi devrim önderlerine ithaf edilmiştir. Dadaizmin ‘dada’sı ve Abhazca’nın ‘dadaöv’ı ile ilgisi yoktur.

(Not: Sevgili abhazyam.com üye ve izleyicileri Rusça olarak "дядя" (dyadya) deyiminin türkçe karşılığı "amca", "dayı" anlamına geliyor. SSCB Döneminde çocuklara Devrim liderlerini sevdirmek için "дядя ленин" (Amca Lenin) deyimi kullanılırdı. Herhalde Sn. Sezai BABAKUŞ bu anlam karşılığı olarak "Dada" deyimini kullanmıştır. abhazyam.com)

Kaynak: www.circassiancenter.com                                             www.abhazyam.com              

 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement