RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 09 Ağustos 2020, Pazar 17:00:00 tarihnde eklendi. 3299 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Atatürk, Stalin’e Hayranmıydı?

STANİSLAV TARASOV “ATATÜRK, KENDİSİNİ ‘KAFKASYALI TÜRK’ OLARAK ALGILADI!”
Atatürk, Stalin’e Hayranmıydı?
09/08/2020. Moskova. REGNUM. 08Austos 2020. Stanislav TARASOV. Resim: İvan Shilov. Çeviri: Fatih Atan (A’tanba - Тванба).Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Kemal Atatürk, özellikle SSCB'nin devlet başkanı olan Joseph Stalin’in Gürcü kökenli olmasına hayran kalmıştı. Atatürk doğuştan Arnavut kökenli ve annesi ise muhtemelen Makedonyalıydı. Kemal kendisini "Kafkasyalı Türk" olarak algıladı, kendisini Stalin ile "birlikte, ancak farklı ülkelerde büyük reformlar yapmaları" nedeniyle eşit olarak görüyordu. Ancak kişisel görüşmeleri asla gerçekleşmedi.
 
Türk yayın organı Medya Günlüğü’nün Türkçe baskısında, tanınmış Türk tarihçisi Sadık Tural’ın ön yazısı ile görünüşe göre, çoğunluğu Rus arşivlerinden olmak üzere “önceden sınıflandırılmış arşivler yoğunluğundan olmak üzere” tek soruya yanıt bulmak amacı ile, Joseph Stalin ile modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal (Atatürk) arasındaki kişisel ilişkilerin bazı yönlerine adanmış bir makale yayınlandı: “15 yıldır kendi devletlerini yöneten Stalin ve Atatürk neden hiç karşılaşmadı?” REGNUM yayın organı olarak bu makaleyi yorumlamak gerekir. 
 
Tural, 1936 yılına dayanan bir olayı anlatıyor. Atatürk ile SSCB’nin Türkiye’deki tam yetkili temsilcisi Lev Karakhan arasında Ankara’daki Sovyet büyükelçiliğinde verilen resepsiyonda, bu konuda küçük bir diyalog gerçekleşti ve ardından bir Stalin-Atatürk buluşması düzenleme olasılığını Sovyet tarafı araştırdı. Karakhan, Atatürk'e Türk hükümetine böyle bir buluşma düzenlemek için gerekli çalışmaları başlatması talimatını vermesini önerdi ve Atatürk ona yanıt verdi: "İnisiyatif neden benden gelsin?" Sovyet tam yetkili büyükelçisi: “Kimin ilk olacağı önemli değil: Aras (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Rüştü Aras - ST) veyahut ben. Yarın, ikimiz Stalin ile toplantınız için prosedür üzerinde çalışmaya başlayabiliriz."  Bugün birçok Türkolog, bu girişimin başarısızlığını, Moskova'nın 1936'da imzalanan Montrö Boğazların Statüsü Sözleşmesi'ne karşı olan olumsuz tepkisiyle açıklıyor. Ardından Atatürk, anlaşılan bu konudaki görüşünü netleştirmek için 1937'de Aras'ı Moskova'ya göndermeye karar verdi. Onun seçimi, o zamanki pozisyonundan dolayı kaynaklanmadı. Gerçek şu ki, Aras 1920'de Atatürk'ün Moskova büyükelçisi olarak görev yapmıştı, Bolşevikler, bu sayede, Ankara ile o gün koşullarında tanınmayan Kemal'in başında bulunduğu ve ulusal kurtuluş mücadelesi veren güçle özel bir diplomatik ve siyasi iletişim kanalı kurdular.
 
Mart 1920'de Birinci Dünya Savaşı'nda yenilgiyi kabul eden Sultan VI.Mehmed, İstanbul'un İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar tarafından işgal edilmesini kabul etti. Kemal'in önderliğindeki milliyetçilerin Ankara'daki yasama meclisini toplaması üzerine Türk Parlamentosu feshedildi. Resmi makamlar Kemal'i isyancı ilan ettiler, ancak Sultan’ın onun ayaklanmasını yatıştıracak gücü yoktu. İstanbul'a komuta eden İngiliz ve Fransızların kararı ile ayaklanmayı bastıraca olan operasyon Yunan birliklerine emanet edildi. Lenin veya daha doğrusu Troçki ve Stalin (o zaman o kadar aktif değillerdi), Kemal'in de içine çekildiği büyük bir jeopolitik oyunun tahtasını açtı. İstanbul'dan Orta Asya'ya kadar bir Türk Komünist Federasyonu oluşturma fikrini neredeyse resmi düzeyde destekledi ve ülkede sosyalist tipte bazı etkinlikler düzenlemeye hazır olduğunu ifade etti. Durum, Aras'ın 1920 sonbaharında neredeyse Kemal'le birlikte Türkiye Komünist Partisi'nin kurucuları olarak hareket ettiği noktaya geldi. Dahası, Azerbaycan tarihçilerinin şimdi hatırlamaktan pek hoşlanmadıkları bir gerçek: Bolşeviklerin Nisan 1920'de Azerbaycan'ı Sovyetleştirmesine yardımcı olanlar Kemalistlerdi.
 
Moskova o aşamada kazandı. Artık iş, Türkiye'ye kalmıştı. Ankara, para ve silahla muazzam destek sağlamaya başladı. 1920'den 1922'ye kadar, Sovyet Rusya, Kemal ve yandaşlarına 10 milyon para, 39 bin tüfek, 327 makineli tüfek, 147 bin mermi ve iki destroyer - «Живой» и «Жуткий» desteği sağladı. Sovyet uzmanları askeri malzeme üretimin kurulmasına yardım ettiler: Uzmanların öncülüğünde iki barut fabrikası inşa edildi. Kemal'in Moskova'daki Türk temsilcisi Ali Fuat'a (TC Moskova Büyükelçisi Ali Fuat Cebesoy – 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova anlaşması ile TC’nin SSCB tarafından tanınmasını sağladı – abhazyam.com) yazmış olduğu mektupta konumun varlığını sürdürdüğünü ve duruma ilişkin vizyonunu şöyle özetledi: "Eğer, Bolşevikler Türkiye'de komünizmin başarısına inanmış olsalardı, milliyetçileri desteklemezlerdi." Aras, Moskova'da Stalin, Troçki ve Buharin ile yakın iletişim kurarak bu önemli tarihi olayların merkez üssünde görev aldı. Gerçek, o, Kemal'e verdiği raporlarda öncelikli olarak Stalin'i değil de özellikle Troçki'yi seçti ve eskisini neredeyse "Moskova'nın Türkiye ile düzenlemiş olduğu politikasının baş Sovyet mimarı değil" olarak nitelendirdi. Ve diplomatik yazışma belgelerine bakılırsa, Kemal 1921'de Moskova'yı Kars Antlaşması'nı imzalamaya ikna ettiğinde bu "oyunu oynadı".
 
Pravda gazetesinde, "Sovyet Rusya'nın Kars'ı ve Ermenistan topraklarının çoğunu Türkiye'ye bıraktığını, ancak bu geçicidir, çünkü yaklaşan dünya devrimi devlet sınırlarını ortadan kaldıracak ve Yeni Rusya'nın ve Doğu halklarının birliğini sağlamak adına ve Ermenistan'a çıkarlarını dünya devriminin mihrabı üzerinde bıraktığı için hakkı verilecek ” yazısı yayınlandı. Bu arada Kemal bu tezi kullanmaya çalıştı. Ankara ayrıntılar konusunda Moskova'yı yakaladı. Atatürk, Ankara'daki Rus diplomatlar ve askeri yetkililer ile yaptığı görüşmelerde, diplomat ve askeri yetkililerin raporlarında da belirtildiği gibi, Türkiye'de Bolşevik reformların gerçekleştirilmeye hazır olup olunmadığından söz ederken, gelecekteki komünist Enternasyonal'den bahsediyorsanız, "işçilerin ve köylülerin dünyadaki durumu" nu da içermesi gerektiğini belirtirken, Irak'taki petrol bulunan bölgeleri ele geçiren İngilizler, onu tüm enerji kaynaklarından mahrum bıraktığından beri, petrol bulunan Bakü'yü Türkiye'ye dahil edilmesini istedi. O, "Bakü petrolü, Moskova Bolşeviklerine gereken ölçülerde sağlanacak" diye söz verdi. Stalin böyle bir teklifi reddetti. Böylece, Kemal ile Bolşevikler arasında dolaşan ilk "kara kedi" girmiş oldu.
 
İkinci "kara kedi" Troçki olayında ortaya çıktı. Onun, SSCB'den ihraç kararı alındığında, Türkiye hariç tüm ülkeler onu kabul etmedi. Türk arşivlerinde Troçki'nin Kemal'le yazışmalarda bulunduğunu ve onu "Stalinist çizgiyi" sürdürmeyi reddettiğine ikna ettiğini dolaylı olarak gösteren, Türk arşivlerinde depolanan belgesel veriler bulunuyor. Atatürk, diplomatik kanallar aracılığıyla Moskova'dan Kremlin'de ciddi siyasi değişikliklerin başladığını bildiren mesajlar aldı: Stalin, parti ve devlet iktidarının en yüksek kademelerinden bir "tasfiye" süreci başlattı. Kemal, Trocki’nin "kişisel güvenliği için" Prens adalarına taşınması için önerisini garanti etti, ancak "Stalin'in konu ile ilgili olarak Türk medyası aracılığıyla açığa çıkarılmasını" yasakladı. Çünkü Kemal, Marksist enternasyonalizm doktrininin yozlaşmasının ulusal-devletçi bir doktrinle olabileceğini kavradı. Böylece 1929'da Moskova, Transkafkasya'daki “Kızıl Kürdistan” projesini kapattı. Ancak Türkiye'nin dış politikasında da gözle görülür değişiklikler başladı: Aras 1937'de Moskova'ya farklı bir diplomatik bagajla geldi, ancak daha önce Türkiye'nin SSCB ile dostane ilişkiler geliştirme niyetini vurgulayan farklı açıklamalar, röportajlar, bildiriler olmasına rağmen.
 
Her şey yavaş yavaş yürüdü. 1926'da Ankara, Musul meselesine ilişkin ilk taleplerinden vazgeçti ve Musul'u terk etmek için İngiltere ile bir anlaşma imzaladı. Aynı yıl, Sovyet Dışişleri Halk Komiseri Georgi Chicherin ile görüştüğü Odessa'dan dönüşünde Aras: “Türkiye için Batı ya da Doğu yoktur. Türkiye, Avrupa ile Asya arasında bir köprü olmak istiyor” açıklamasında bulundu. 1928'de Mussolini ile müzakereler için Roma'ya gitti ve bunun sonucunda İtalyan-Türk tarafsızlık anlaşması imzalandı. Aras aynı zamanda, 1928'de Osmanlı borcu ve Türkiye ile Küçük İtilaf Devletleri arasında daha yakın ilişkiler kurulması anlaşmasında ifadesini bulan Fransız diplomasisinin isteklerini de karşılamış oldu. (Küçük İtilaf: 1920 ve 1921'de Çekoslovakya, Romanya ve Sırplar, Hırvatlar ve Slovenler Krallığı tarafından Macar revanşizmine karşı ortak savunma ve Habsburg restorasyonu umudu ile kurulan bir ittifaktı. Fransa ittifakı her bir üye ülke ile anlaşma imzalayarak destekledi – abhazyam.com) Aras, Balkan konferanslarının aktif bir katılımcısı ve Balkan İtilafının ana başlatıcılarından biri olarak Balkanlar'da gruplaşmaların oluşumuna özellikle dikkat etti. Aras, "Avrupa ile Asya arasında" arabuluculuk rolüne ilişkin fikirlerin hayata geçirilmesinin, Türkiye'nin büyük bir güç statüsü kazanmasına yardımcı olacağından emindi. Ayrıca, Ortadoğu İtilafını resmileştiren Saadabad Paktı'nı 1937'de tamamlamak için büyük çaba gösterdi.
 
Bütün bunlar, 1930'ların ortalarında, Kemal için Stalin'in önemli olduğunu, ancak artık ana dış politika figürü olmadığını gösterdi. Hitler ve Mussolini ufukta belirdi. Bu nedenle Stalin, Aras'ı kabul etmeyi reddetti ve Kemal'le görüşme senaryosu engellendi ve daha Ankara,Türkiye ile SSCB arasında imzalanan dostluk ve tarafsızlık anlaşmasının 1935'te uzatılmasına rağmen "eşitlik" oyununu oynamadı. Son zamanlarda Türk medyasında ilginç bir tarihi öykü ortaya atıldı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş gününü gece saat bir buçukta kişisel arkadaşları ve kadınlar eşliğinde kutlamak için Ankara'daki SSCB Büyükelçiliği'ne gelen Atatürk, "Lideriniz beni bayram günümüzde neden tebrik etmedi?" Sorusuyla Rusya büyükelçisine döndü. SSCB'nin Türkiye Büyükelçisi Karakhan, YSP Başkanı Mikhail İvanoviç Kalinin'in Türk liderinin bayramını kutladığını söyledi. Bu yanıta karşılık olarak Atatürk şu soruyu sordu: "YSP başkanınız da lider mi?" - "Değil". - "Lideriniz kim?" - "Stalin". - “O halde onun beni kutlaması gerekir. Ben ülkenin hem başkanı hem de lideriyim. Kalinin olmasın ama Stalin bana kutlama göndersin" dedi.  (Mihail İvanoviç Kalinin, 1919-1946 yılları arasında Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanı – abhazyam.com)
 
Kemal aynı zamanda SSCB'nin başında bir Gürcü'nün bulunmasına özellikle hayran kaldı. Atatürk doğuştan Arnavut kökenli, annesi ise muhtemelen Makedonyalıydı. Bu da bir gerçek, Kemal'in muhalifleri arasında babasının Denme Yahudi mezhebine mensup olduğuna inanılıyordu. Atatürk, komünistler de dahil olmak üzere rakipleriyle ilgilendi. Sık sık silah arkadaşlarına "Kafkasyalıların" (Moskova'da olduğu gibi, iktidarın daha yüksek kademelerinde, Bolşeviklerin Bakü teşkilatına farklı zamanlarda kayıtlı olanlar içerisinde, yani Stalin, Molotov, Kalinin, Voroshilov, Kirov ve diğerlerinin olduğuna dikkat çekti - C .T.), deyim yerinde ise "Lenin’nin Muhafızları"nı iktidardan düşürdüklerini söyledi. Kemal, kendisini “Kafkas Türkü” ve "birlikte, ancak farklı ülkelerde büyük reformlar gerçekleştirdikleri" Stalin ile eşit olarak gören bir lider olarak algıladı. 1938'de Moskova'da, Kemal'in ölümüyle ilgili bir mesaj alındığında, Pravda gazetesi ‘nde Stalin’in emri ile üst düzey Sovyet yetkililerinden Kalinin, Molotov ve Litvinov tarafından imzalanan taziyeler yayınladı. Ancak Stalin'in kendi imzası orada bulunmyordu. Türk devletinin liderinin affedemeyeceği bir şey. Ama ne? Tarihçiler belge aramayı sürdürüyor.
 
Kaynak: https://regnum.ru/news/polit/3031586.html
 
www.abhazyam.com 

ETİKETLER :
Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Hava Durumu
ANKET
Aleksandr Ankvab'ın Siyasete Dönüşünü Onaylıyormusunuz
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Yol Durumu

©
Copyright 2011 Abhazyam.com Her hakkı saklıdır.